İnsan hakları ihlali: Kadın sünneti nedir? Ne kadar yaygın?

Ağrı’da görev yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Ali Çakır’ın “kadın sünneti” yaptığına yönelik sosyal medya paylaşımı tartışmalara yol açtı. Türk Tabipleri Birliği özel bir klinikte görev yapan Çakır hakkında disiplin soruşturması başlatırken DEM Parti de konuyu TBMM gündemine taşıdı.
Tepkiler üzerine söz konusu Instagram paylaşımı değiştirildi. Özellikle kadın örgütlerinin büyük tepki gösterdiği Çakır’ın Instagram hesabındaki paylaşımda yer alan “kadın sünneti” ifadesi, “hud derisi alma işlemi” olarak güncellendi. Peki, ağır bir insan hakları ihlali olarak görülen kadın sünneti nedir ve hangi ülkelerde yaygın olarak yapılıyor?
Kadın sünneti nedir?
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kadın sünnetini “tıbbi bir gerekçe olmaksızın kadın dış genital organlarının kısmen ya da tamamen çıkarılması veya kadın genital organlarına başka şekillerde zarar verilmesi” olarak tanımlıyor. Uygulamanın, klitorisin veya iç ve dış dudakların kısmen ya da tamamen çıkarılmasından vajina açıklığının dikilerek daraltılmasına kadar farklı biçimleri bulunuyor.
Örgüt, bu uygulamanın kız çocukları ve kadınlar açısından hiçbir sağlık yararı bulunmadığını vurguluyor. Aksine, bu uygulamanın şiddetli kanama, idrar yapmada güçlük, ilerleyen dönemlerde kistler, adet düzensizlikleri, enfeksiyonlar, doğum sırasında komplikasyonlar ve yenidoğan ölümleri riskinde artış gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği belirtiliyor.
Bu uygulama uluslararası düzeyde insan hakkı ihlali olarak kabul edilirken sıklıkla bebeklikten 15 yaşına kadar olan kız çocuklarına uygulanması nedeniyle aynı zamanda çocuk haklarının ihlali olarak da görülüyor.
Kadın sünneti ne kadar yaygın?
İnsani yardım kuruluşlarının verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 230 milyon kadın, kadın sünnetine maruz kalmış durumda. Hannover merkezli Alman Dünya Nüfusu Vakfı (DSW), geçen Şubat ayında yaptığı açıklamada bu sayının on yıl öncesine kıyasla yaklaşık 30 milyon arttığını belirtiyor.
Vakıf, kadın sünneti uygulamalarını gerçekleştiren sağlık personelinin sayısındaki artışa da dikkat çekiyor. DSÖ verilerine göre, bugün her dört kadın sünneti vakasından biri sağlık çalışanları tarafından yapılıyor.
Hangi ülkelerde bu uygulama var?
“End FGM” (Kadın Genital Mutilasyonuna Son) ağının 2025 tarihli analizine göre, kadın sünneti uygulaması en az 94 ülkede belgelenmiş durumda.
Uygulama en yaygın olarak Sahra Altı Afrika ülkelerinde görülüyor. Afrika dışında ise başta Umman ve Yemen olmak üzere bazı Arap ülkelerinde ve Endonezya, Malezya gibi Asya ülkelerinde uygulanıyor.
Avrupa’da da yaklaşık 600 bin kız çocuğu ve kadının, genital mutilasyona maruz kaldığı belirtiliyor. Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da yaşayan ve bu uygulamanın yaygın olduğu ülkelerden gelen bazı göçmen ailelerin, kız çocuklarını özellikle memleketlerinde yaptıkları tatiller sırasında sünnet ettirdikleri belirtiliyor.

Dünya genelinde yaklaşık 230 milyon kadının, kadın sünnetine maruz kaldığı belirtiliyorFotoğraf: Gelawej Ahmadi/Middle East Images/IMAGO
End FGM’nin araştırmasına göre, yalnızca 59 ülkede kadın sünnetini açıkça yasaklayan yasal düzenlemeler bulunuyor.
Bazı ülkelerde uygulamanın kız çocukları ve kadınların güzelliğini, iffetini ve evlenme şansını artırdığına inanılıyor. Yaygın kanının aksine kadın sünnetinin dini bir ritüel olmadığı, kökleri Antik Çağ’a kadar uzanan ve bazı toplumlarda derinlemesine yerleşmiş geleneklere dayandığı belirtiliyor.
Kadın sünneti nasıl sona erdirilebilir?
Birleşmiş Milletler, kadın sünnetine 2030 yılına kadar son vermeyi hedefliyor. Ancak Alman Dünya Nüfusu Vakfı’na göre bu hedefe ulaşılması kolay değil.
Vakfın değerlendirmesine göre, her yıl yaklaşık 4 milyon 400 bin kız çocuğu kadın sünneti tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Ek önlemler alınmaması hâlinde bu sayının daha da artabileceği uyarısı yapılıyor.
DSW’ye göre, kadın sünnetini önlemeye yönelik programlar kronik kaynak yetersizliği yaşıyor. ABD’nin ilgili Birleşmiş Milletler kurumlarından çekilmesinin ardından bu alanda Almanya dahil diğer ülkelere, özellikle kalıcı ve sürdürülebilir yatırımlar açısından daha büyük sorumluluk düştüğü belirtiliyor.








